vedat6

Tilki Fordyce

Öykü

Her gece doğaya dönmek için yalvarıyorum. Doğa insanın üvey çocuğu. İnsanı besliyor, giydiriyor ama onu sevmiyor. İnsan ona hükmetmeye çalıştıkça olan nefreti büyüyor. Bense insanlığımı reddedip doğaya dönmek istiyorum. Üzerimde dal parçalarından bileklikler, taştan kolyeler, kurumuş yapraklar, saçlarımda kuş tüyleri taşıyorum. Bedenimi topraklaştırıp, toprak üzerindekileri taşıyorum. Ruhumu doyurmaya çalışıyorum. Her gece doğaya dönmek için yalvarıyorum ve her sabah gün doğmadan üzerime uzunca bir pardösü alıyorum. Uzunca bir pardösü çünkü dikkat çekmeyi istemiyorum. Ayağıma botlarımı geçirip evden çıkıyorum. Zaten şehirden sapa kalan evimden çıkarak ormanın aşağısına doğru patikadan yürümeye başlıyorum. Mezarlığın önünden geçiyorum. Ölülere selam çakıyorum. Diyorum ki ben de doğaya döneceğim sizin gibi. Ama ben ölmeden döneceğim doğaya. Önlerinde eğilip sağ elimi önüme koyarak selamımı verip yoluma devam ediyorum. Sonunda göle vardığımda gün ışığı suyun üzerinde oynaşmaya, su perileri suyun üzerinde halkalar çizmeye başlamış oluyor. Pardösüden ve botlarımdan kurtulup çamurlu suya ayaklarımı daldırıyorum. Gölün kenarını dolanmaya başlayıp yeni taşlar topluyorum. Rengârenk parlak taşlar. Sadece burada bu kadar güzel görünüyorlar. Her biri bir yürek sanki. Gölün yalayarak yüzeyini pürüzsüzleştirdiği taşlara dokunmak ruhumu besliyor. Gölün üzerine dalları düşen Söğüdün altına uzanıyorum. Çamur beni içine çekiyor, göl ayaklarımı okşuyor. Söğüt dalları ıslık çalıyor. Günlük ritüelimi gerçekleşirken uyuya kalıyorum.

Öğle saatleri. Uyanıyorum. Yüzümü dökülen yapraklardan arındırıp gözlerimi açıyorum. Doğa bugün de almamıştı beni. Bugün de bağrına gömmemişti bedenimi. Oysa ben bir taş olmayı bile bu bedenden daha çok istemiştim. Bugün de doğru zaman değildi demek ki. Kızmıyorum. Üzülüyorum. Ellerimi saçlarıma götürüyorum. Bir dakika! Saçlarım mı gürleşmiş? Kalınlaşmış ve sertleşmiş mi? Hareket ediyor. Hayır! Bu saçım değil. Ayağa kalkıyorum. Hala kafamda. Derken sol tarafımdan bir çift göz bana bakıyor. Bu bir tilki. Korkuyorum saçlarımdan ayırıp kafamın üstünden atmaya çalışıyorum. Ağırlığından kurtulmak istiyorum.
-şşşş hani doğa için ölüp bitiyordun
– Sen konuşabiliyor musun?
– Kafandayım ya. Beni duyabiliyorsun. Soruma cevap ver.
– Halen doğa için ölüp bitiyorum.
– O zaman ne diye atıyorsun beni üstünden.
– Çok ağırsın ve saçlarımı kaşındırıyorsun.
– Ne sanıyordun ki canının yanmayacağını mı? Gözlerini kapatıp açtığında doğanın seni kabul edeceğini mi? Doğada sadece çiçek böcek mi var sanıyorsun sen? Seni böyle bir şeyle nasıl ödüllendirdiler aklım almıyor doğrusu.
– ne demek istiyorsun?
– beni sevmek zorundasın.
– seni seviyorum ama kafamın üstünde olman hoşuma gitmiyor
– Bana alışmak zorundasın
Aramızda geçen tek konuşma bu oldu. Ne yaptıysam kafamın üzerinden indiremedim. Pardösünün kapşolunu başıma geçirip dengemi kaybetmeden eve döndüm. Tilkiyi yıldırıp kafamın üzerinden indirmeye çalıştım. Ne yaptıysam inmedi. Ağırlığı başımı döndürmeye başladı. Yatağıma uzandım. Uyursam belki uyandığımda gitmiş olur dedim. Uyuyamadım. Tilkinin dediklerini aklımdan geçiriyordum.

Onu sevmemi söylemişti ama o kadar pis kokuyordu ki nasıl sevebilirdim. Ellerimi tekrar tüylerinde gezdirip okşamaya başladım. Yatağımdan kalkıp banyoya gittim. Aynada onu incelemeye başladım. Tatlı sayılabilecek bir yüzü vardı. Tüy döküyordu. Omuzlarımı tüyleri kaplamıştı. Ellerimle tüyleri atmaya çalıştım. Gitmedi. Tekrar tekrar denedim. Tekrar tekrar üzerimden omuzlarımdan atmaya çalıştım. Gitmedi. Üzerime yapışmıştı. Duşa girip yıkanmaya karar verdim. Sıcak suyu ayarlamaya çalışırken tekrar benimle konuşmaya başladı.

-Sakın
-Ne
– Sakın suyun altına gireyim deme
-Neden
-Beni dinle

Duş kabinine ayağımı attığımda yüzüme doğru pençelerini çıkardı. Geri dönüp yatağıma oturdum. Olduğum durumdan kurtulmak istiyordum. Böyle hayal etmemiştim. Böyle olmamalıydı. Ağlamaya başladım. Neredeyse o çok istediğim doğanın her parçasını yok etmeyi istediğim. Üzerimden kesip atmayı istedim. Kurtulmayı istedim.

-Siz insanlar böylesiniz işte. Sadece güzel olanı istiyor çirkinliği görmezden geliyorsunuz. Hayatınızda yeri olmasın istiyorsunuz. Size uymayanı söküp atıp, öldürmek, kurtulmak istiyorsunuz. Varlığını kabul etmiyor, istemiyorsunuz.
– Ben onlar gibi değilim.

– Aklından geçenleri duyabiliyorum. Onlardan bir farkın yok.
– Onlar gibi değilim hiçbir zaman da olmayacağım.
– O zaman neden beni kabullenemiyorsun. Neden beni sevemiyorsun.
– Deniyorum.
– Denemiyorsun. Tek isteğin benden kurtulmak.

Haklıydı. Doğanın her şeyini kabul edebilirdim ama ondan kurtulmak istiyordum. İnsanlığım onun varlığını reddediyor. Bedenim çatışıyordu. Bu yüzden ne tam ona teslim olabiliyor ne de insanlığımdan kurtulup teslim oluyordum. Kafamın üstünde çok huzurlu duruyordu. Uykuya daldı. Ben de gözlerimi kapadım. Gözlerimi kapadım. Şimdi onun zihnini görebiliyorum. Zihninin ne kadar saf olduğunu görebiliyorum. O kadar güzel ki içimi saflığının huzuru kaplıyor. Ruhunun ışığını görebiliyorum. Yavaş yavaş teslim oluyorum. Zihnimin bütün yanlış düşüncelerden süzülüşünü izliyorum. Beş duyumun ötesine geçiyorum. Kötü koku duymuyor, kaşıntı hissetmiyor, görmüyorum. Sadece teslim oluyorum. Doğaya teslim oluyorum.

Zeynep Pelin Soydemir

Çizer: Vedat Çuhadar

Bir Cevap Yazın