res

Kış gelmiş

Deneme

Neden bu anlayamadığım kendimi geri çekmelerim? Sebebi var mı bu dışta kalışlarımın? Kendi başkentimin dahi dışında sürgün ve sessiz oluşlarımın. Oyun dışı kalışlarımın.
Gözlerimin ve ruhumun üstüne örtülmüş bir şey var sanki. Kimse fark edemiyor ama ben en net haliyle görebiliyorum. Gördükçe soğuyor içim ve üşüyor bileklerim. Bahar daha yeni gelmemiş gibi soğuyor hava. Kış geliyor belli, hemde bu kez esmeye, buz tutmaya, insanlarla arama dolanıp beni gayrı tutmaya geliyor.
O kadar alışmışım ki insanlara gerçekten bakabilmeye, şimdiyse onun varlığı beni rahatsız ediyor, diğer ruhlarla aramda duruyor ve bir cam gibi beni sarıyor.
Görebildiğim ama dokunamadığım bir yer bulunduğum yer, camın arkası burası. Neşeliyken anılamayacak türden bir yer. Kahkaha atarken hatırlanamayacak türden.
Konuşuyorum, bakıyorum, izliyorum, ama gerisi yok.
Bazen bir kaç adam ve bir kaç kadın, bir kaç dost tıklatıyor kapımı, hepsi bu. Ötesine ne ben izin veriyorum ne başkası.
Dokunmak değil mi içimizdeki cumhuriyetleri, dünyaları ve kıtaları birbirine bağlayan. Dokunamıyorum kimselere en gerçek halimle. İzin veremiyorum ruhumun derinlerini görmelerine. Bulandıkça bulanasım geliyor bu güzel kışa, üşüdükçe üşüyesim, sustukça susasım.
Suskunlaştın diyor bu sabah birisi, büyük bir gizi farketmiş bir edayla hemde. Suskunluk değil oysa bu ama o bunu anlamıyor. İçimde susmayan bağırıp çağıran, fikrini derdini anlatmaya uğraşan tüm o kadınları dinliyorum yalnızca, artık bir sonuca varmalarını diliyorum. Diledikçe tükeniyorum. Suskunluk değil yani bu, yalnızca bir tür kavga, beni ilgilendiren türden, andıkça acılarını gökyüzüne bırakan ve bana güç katan türden. Bugünlerde içimde çok fazla kavga var hepsi bu.
İnsanlardan, başarısızlıklardan ya da talihsizliklerden değil, başka bir şeyden korktu içimde ki duygusal kadının biri bu sabah. Kendini bir kere çekince gerisinin gelmesinden, sustukça daha çok susmaktan. Biri itiraz ediyor tüm bu yaygaraya, atlıyor meydana ve kükrüyor bir aslan gibi. Bu hallerimi normal karşılıyor o, sevecen davranıyor bana, o adım attıkça ben büyüyorum, suskunluğumu bozmaya geldiğini biliyorum, bana yaklaşıyor, bende izin veriyorum.
Sustum, sustukça küçüldüm, içimin doğru kadınını aradım, şu dolu kafamda kaybettiğim yanlarımı yokladım, meğer onlar kayıp değilmiş, bir tür sınanmaymış, bir çok şey varken hayatında o yanların da savaş açarmış sende kalmaya. Bu içinin ‘ben değerliyim’ deme şekliymiş.
Bunu duyan demin ki kadın kükrüyor tekrar ,ardı ardına kurulan cümlelerime gözleri doluyor, beni izliyor. İşte o bana gerçekten bakabiliyor ve hatta dokunabiliyor.Bugünlerde de sadece o dokunabiliyor hoş gerisine ve başka birisine de benim rızam yok zaten.
Konuş ya da sus, yaşa ya da öl neyi istiyor, neyde acınla tutuk kalıyor ve neyden korkuyorsan.İçinin kaplanını da, kedisini de aynı duvarın ardında, aynı odada tutuyorsun.Şimdilik seni saran o cama çarpıyor kaplan, çarptıkça canın acıyor ama belli ki bu cam sadece seni durdurmayı amaç gütmüyor belli ki aynı zamanda seni koruyor. Kaplandan değil dışarıdan, acımasız kıştan, kötü kalpli insanlardan ve asla güvenemediğin adamlardan.

1 Yorum

Bir Cevap Yazın